1962’de Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta yaptı. 1983’te Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi ve Planlaması Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Güzel Sanatlar Eğitimi alanında mastır programına devam etti. Bir süre Gazi Üniversitesi’nde ders verdi. Uzun yıllar dergi yayıncılığı ve editörlük yaptı. Öykü, deneme ve eleştiri yazılarına çeşitli dergilerde yer verildi. İlk öykü kitabı “Sonrası Ayrılık” 1991’de yayımlandı. Onu 1994’te yayımlanan “Kurutulmuş Gül Mevsimi” izledi. “Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı” (2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü), “Unuttuğum Bütün Akşamlar” (2005), “Bozkırın Uzak Bahçeleri” (2006) adlı öykü kitapları Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı. Yazarın ilk romanı “Yarım” şubat 2008 tarihinde okurlarıyla buluştu.
PAKİZE BARIŞTA /TARAF GAZETESİ/ 1 Kasım 2009
Edebiyat, hangi tür içinde olursa olsun, önünde sonunda bir hikâye anlatır.
Sözlü ve yazılı edebiyatın tümü için geçerlidir bu.
Anlatılan hikâye hayatın içinden akıp gelir; onun her hücresinde evrensel, doğasal, toplumsal, bireysel yaratıcı birikimler vardır.
Hikâye anlatılsa da, yazılsa da, büyüleyici bir şeydir.
Özgürdür çünkü.
Hiçbir formata uymak zorunda değildir.
Plastiktir.. çok boyutlu, çok açılımlı ve esnektir. Ama aynı zamanda odaklayandır.
Ethem Baran’ın kalemi, hikâyeye bakıyor. Hem de içinden bakıyor:
“Başkalarının hikâyeleriyle çevrili yaşayan bir insanın aynı zamanda kendi hikâyesini yaşadığını biliyordum elbet. Mahir Usta da, kendi yaşadıklarını, başkalarının hikâyelerinin içinden geçen hayat parçalarıymış gibi görüyordu ve onları anlatırken aslında kendi hayatını anlatıyordu. Bir hikâyenin nasıl anlatılacağını biliyordu tabii, ama bir hikâyenin ne olduğunu nereden bilecekti ki... Bense bir hikâyenin asıl anlatıcısının hikâyenin kendisi olduğunu bile bilmiyordum henüz. Ve her hikâye zamanını bekliyordu.”
Evlerimiz Poyraza Bakar, Ethem Baran’ın yeni yayımlanan hikâye kitabı.
Kitapta yer alan hikâyelerde; hayatlardan hikâyeler, hikâyelerden hayatlar geçip gidiyor.
Yazar, hikâyenin her nefesine, her birimine, hatta her hücresine olağanüstü saygı duyuyor. Kitabını: “Okuduklarından bir harfi bana verebilir misin diyen babama, okuyup yazamadıklarının hepsini susarak yeniden yaratan anneme ve sahip olduğum her harfte hakları olan kardeşlerime” ithafıyla başlatan Ethem Baran, harf hakkı diye muazzam bir kavram katıyor bence edebiyatımıza.
Evlerimiz Poyraza Bakar’da yer alan on iki kısa hikâyenin her biri hangi manada olursa olsun sıradanlığın yerleşmiş ve yerleştirilmiş ezberini bozan has hikâyeler. Toplamından ise şu kavram-mesaj çıkıyor: Hayat bozulmayan bir yazıdır!
Ethem Baran’ın yazısı, meseli, edebi anlatımın (sözlü ya da yazılı) bu coğrafyada ortaya çıkmış kaynaklarına da işaret ediyor –ki, Batı entelijansiyasının bir bölümünün, üzerinde çok kafa yorduğu, örneğin Bertolt Brecht’in epik yöntem olarak ortaya sürdüğü düşüncelere de kaynaklık edebilecek işaretler bunlar-.
“Mahir Usta gibi, asıl hikâyeyi anlatırken sözü en heyecanlı yerinde kesip başka bir hikâyeye atlayarak insanları şaşırtmayı; olanlar ya da olacaklar hakkında onları uyanık olmaya çağırarak hayat dersleri vermeyi; sonra tam da herkes asıl hikâyeyi unutmaya başlamışken kaldığım yere dönmeyi, yani hikâyenin yapısını bozmadan anlatabilmeyi çok, ama çok isterdim.”
Ethem Baran’ın hikâye olarak biçimlenen yazısı, bana binlerce yıllık bir Anadolu ezoterik kültür geleneğinin dışa taşması gibi geliyor. Ve bu kültür içinde yer alan zaman, Ethem Baran’ın tartmasıyla şu ifadeye ulaşıyor:
“Zaman, insandan daha yaşlıydı, yaşlı olduğu için daha zalimdi ve elinde oyuncak ettiği insanı yaşı ne olursa olsun kederlendirmeyi biliyordu. Elinden geleni de ardına koymuyordu elbet.”
Evlerimiz Poyraza Bakar, savrulan duygularla okurun içinde adeta fırtınalar yaratarak bu âlemden esip geçiyor:
“Öyle sessiz oturuyordu ki, bütün anlatılacakları o anlatmış gibi kaynağı ve nedeni belirsiz bir saygının ağırlığı sinmişti üzerine. Sanki bütün söylenecekleri söylemişti; bundan sonra söylenmesi gereken ne varsa, onları da söyleyecekti adeta. Öyle sessizdi yani...”
Bu ifadedeki saygı, bir bilgelik kozasıyla korunan bir saygı bence; yazar, sessizliğin erdemini dillendiriyor adeta.
Evlerimiz Poyraza Bakar’da, aynalar aynalara bakıyor. Ve edebileşmiş kelimeler, heceler; vicdani dokunuşlar ve idrakle ilgili meseller, adeta bir duman gibi, bir nefes gibi süzülüp geçiyor aralarından.
Ethem Baran konuşuyor mu, yazıyor mu belli değil; kalemi, kulaklarımıza ve gözlerimize fısıldıyor sanki; dili, su gibi akıyor; yarattığı karakterler yanı başımızda soluk alıp veriyor. Yazısının bir ucunda acımasız gerçeklik, bir ucunda bilinç akışı, bir diğer ucunda ise muhabbetvari diyaloglar var.
Ethem Baran, hikâyenin hikâyesini yazıyor aynı zamanda; bizi hikâye olgusuna yönlendiriyor sakince. Ve aynı zamanda bizi doğanın olağanüstülüğüyle buluşturuyor.
Ethem Baran, hepimizin hikâyesini yazıyor.
Ben çok etkilendim.
Hepimiz, hikâyemizi bir de ondan okumalıyız bence.
(Evlerimiz Poyraza Bakar, Ethem Baran, Doğan Kitap)
ÖYKÜLERİMİZ DORUĞA BAKAR
Kemal Varol / Kitap Zamanı / 2 kasım 2009
Ethem Baran, Evlerimiz Poyraza Bakar, Doğan Kitap
Ethem Baran’ın öyküleri ile ilgili sıklıkla yapılan bir yorumun giderek bu yazar için bir tür tanımlamaya dönüştüğüne kuşku yok. Baran’ın konularını taşradan seçtiğine, taşrada yaşayan sıradan insanların hikâyelerine odaklandığına, o insanların acı ve sevinçlerine, kaygı ve diğer tuhaf hallerine eğildiğine dair bu yaygın söylem, giderek yazarı kategorize etme amacına da dönüştü kanımca. Taşra ile merkez arasında giderek silinen bir etkileşim olduğunu, taşranın pratik anlamı her ne kadar belirli bir coğrafi alanı işaret etse de daha çok ruhsal bir ortaklığa vurgu yaptığı gerçeğini göz ardı eden bu türden yorumların dolaylı da olsa Ethem Baran’ın öykülerini dar bir alana taşıma tehlikesini doğurduğunu söylemeliyim. Oysa taşradan ziyade, insanın her türlü hallerinin büyük bir edebi başarıyla anlatıldığı, sıradan insanların tekdüzeliğine odaklanmış, bu yapılırken nice teknik imkânın devreye sokulduğu öyküler yazıyor Ethem Baran.
Sonrası Ayrılık, Kurutulmuş Gül Mevsimi, Unuttuğum Bütün Akşamlar, Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı ve Bozkırın Uzak Bahçeleri adlı öykü kitaplarına, Evlerimiz Poyraza Bakar adıyla bir yenisini daha ekleyen Ethem Baran, kendisiyle ilgili bu algıyı tümden değiştirecek bir kitapla karşımızda. Şüphesiz, bu kitapta da yine taşradan seçilmiş konular mevcut. Ama yukarıda da değinildiği üzere, derdi taşrayı anlatmak olmayan, daha çok oradaki ruhsal atmosferden yeni bir bireşim yaratmayı hedefleyen bir öykü kitabı Evlerimiz Poyraza Bakar. Bunun en iyi kanıtı da, Baran’ın öykülerindeki karakterlerin taşranın kendisinden ziyade, kendileriyle bir problem içinde olma hallerinde yatıyor bana kalırsa. Taşra ve sıkıntının yan yana durduğu nice edebi metne karşılık, Baran’ın öykü kahramanları taşradan gitmek hayaliyle yanıp tutuşan, taşranın sıkıntısını büyük bir varlık sorunu olarak yaşayan, gövdeye yapışıp kalmış gitme vaadiyle arzulanan kahramanlar değil çünkü. Kitaptaki tek istisna belki “Söylerim Sözüm Almıyor” öyküsünün kahramanıdır. Ama zaten o kahraman da, taşradan değil, yaygın bir üsluptan kaçıp bağlamasını kendi istediği gibi çalmak niyetindedir. Kitapta yer alan bu kahraman, yazarın derdi için de iyi bir örnek sanırım. Başka bir öyküde (“Bir Kuru Hayal”), babasıyla birlikte resmedilen ve öyküsünün daha sonra anlatılacağı vaat edilen çocuk, bir bağlama alıp uzaklara gitmek niyetindedir. Çocuğu büyüleyen şey taşradan bakınca parıltısı görülen merkez veya uzaklar değil, bir hayal, yeni bir üsluptur aslında.
Bu türden bir kaygı, Ethem Baran’ın yeni öykü kitabı Evlerimiz Poyraza Bakar’da sıklıkla hissediliyor. Kitapta bir görünüp bir kaybolan anlatıcının konumu bu durumun iyi bir kanıtı belki de. Üstkurmacanın öne çıktığı bu bölümlerde, anlatıcı kimi zaman kendi konumuyla ilgili önemli veriler sunuyor okuruna. Anlatılan olayın kurmaca olduğuna okurunu inandırdıktan hemen sonra, bu sefer bunun tam tersi istikamette adımlar atıyor anlatıcı. Zaman zaman da, parantez içine aldığı ara müdahalelerle bu konumunu daha da pekiştiriyor. Bu durum Ethem Baran’a üzerinde keyifle hareket edebileceği yeni bir zemin sunuyor hiç şüphesiz. Çerçeve anlatı denebilecek, birden çok anlatı birimini paralel şekilde işleyerek kendi has bir öykü dünyasına ulaşıyor yazar.
Öyküye başlarken, o öykünün kiminle ilgili olacağına dair genellikle en ufak bir ipucu vermiyor yazar. Dahası, tam bir kahramanın peşine takılıp gidecekken, kahramanının hikâyesini çoğu zaman yarıda keserek başka bir hikâyeye geçiyor. Sonra da asıl hikâyeye dönüp o hikâyenin çoğu zaman belirsiz, açık uçlu sınırına getiriyor okurunu. Bir öyküde sorduğu soruya başka bir öyküde cevap vererek, bir öyküdeki kısa ve önemsiz denebilecek bir ayrıntıyı daha sonra asıl konu haline getirerek okurunu büyülemeyi başarıyor Ethem Baran. Anlatıcısını değiştirerek, aynı öyküde birden çok kahramanın seslerine yer vererek, ama eninde sonunda öyküyü bir tek düzleme yerleştirerek, bunu da okurunu rahatsız etmeden, benzersiz denebilecek bir yetenekle yapıyor Baran. Hatta, “Bozulmayan Yazı” adlı öyküsünde, kitap boyunca aslında sık sık denenen bu yönelimi anlatıcısının ağzından şöyle aktarıyor yazar: “Mahir Usta gibi, asıl hikâyeyi anlatırken sözü en heyecanlı yerinden kesip başka bir hikâyeye atlayarak insanları şaşırtmayı; olanlar ya da olacaklar hakkında onları uyanık olmaya çağırarak hayat dersleri vermeyi; sonra tam da herkes asıl hikâyeyi unutmaya başlamışken kaldığım yere dönmeyi, yani hikâyenin yapısını bozmadan anlatabilmeyi çok ama çok isterdim”. Bu sözler bir niyetten ziyade aslında yazarın kitap boyunca yaptığı birçok teknik girişimin iyi bir özeti niteliğinde.
Ama tam da burada, bu tür teknik girişimlerin doruğa çıktığı, Türkçenin şimdiden unutulmaz öyküleri arasına gireceğini öngördüğüm bir başka öyküye daha değinmem gerekiyor. Evlerimiz Poyraza Bakar kitabında yer alan “Niyet Etti Kadir Efendi” adlı öykü, iç monolog ve anlatı zamanı teknikleri açısından benzersiz bir yetkinlikte. İkindi namazını kılmaya başlayan Kadir Efendi’nin ağzından bir namaz süresi içinde anlatılan öykü, giderek parçalı, parçalı olduğu kadar daha çok kahramanın okuduğu dualarla yakalanan ritmik bir hâl alıyor. Kadir Efendi’nin kıldığı namazın süresi anlatı süresine yetişemeyince de anlatıcı devreye girip “hadi sen işine bak, farzını kıl, ben seni anlatmaya devam ederim” diyor kahramanına.
Ethem Baran’ın, bir yandan hikâye anlatırken, bir yandan da anlatının kendisini bir sorun olarak yazdıklarına taşıdığı Evlerimiz Poyraza Bakar adlı öykü kitabı, hem yazarın diğer kitaplarına, hem de bu kitapta yer alan öykülerin birbirine yaptığı atıflarla ilerleyen bir kitap. Ama bu ilerleme çabası şiirsel bir anlatımın doruk noktalarına çıkarak daha yetkin bir hâl alıyor. Benzersiz denebilecek bir diyalog kullanımını da yedeğine alan bu şiirsel dil, giderek kitaptaki öykülerin tüm katmanlarına nüfuz ediyor. Sadece insanın değil, doğanın diline de kulak veren, Hasan Ali Toptaş’ın yaptığı çok yerinde saptamayla “insanı hep büyük bir resmin içinde resmeden” bir yazar Ethem Baran. Gerek öykülerindeki teknik imkânların başarıyla kullanılması, gerekse de bu öykülerdeki şenlikli dil yazarı daha şimdiden Türkçe öykünün doruklarına taşıyor. Kimi zaman upuzun, kimi zaman birkaç kelimelik cümlelerle, kimi zaman da benzersiz benzetmelerle okurunu etkiliyor yazar. Hem başarılı bir atmosfer, hem teknik olarak yetkin bir yapı, hem de şiirsel bir dil.
Evlerimiz Poyraza Bakar, Ethem Baran’ın altıncı ama hiç şüphesiz yılın en önemli öykü kitabı.
